Giriş Yapın / Takip Edin

24 Mart 2016 Perşembe

Cuma Namazı ile İlgili Bazı Meseleler



Birçok köyde cuma namazı kılınmasına öteden beri izin verilmiş olduğundan, beldelerde olduğu gibi, köylerde de cuma namazı kılınagelmiştir.

Bir köylü, cuma günü bir şehre gidip cuma vaktine kadar orada durmak niyetinde bulunursa, kendisine cuma namazı farz olur. Fakat cuma vaktinden, önce şehirden çıkmaya niyet ederse, ona cuma farz olmaz. Sahih kabul edilen bir görüşe göre, cuma vaktinin girmesinden sonra şehirden çıkmaya niyet ederse, yine cuma farz olmaz.
Cuma günü zeval vaktinden sonra, cuma namazını kılmadan sefere çıkmak mekruhtur. Zeval vaktinden önce çıkmak ise mekruh değildir.



يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Cuma Suresi 9. Ayet


Özürlü ve tutuklu olanların cuma günü şehirde öğle namazını cuma namazından önce kılmaları mekruh olduğu gibi, cuma kılındıktan sonra da cemaatle kılmaları mekruhtur. Bunların öğle namazlarını cuma namazı kıldıktan sonra kılmaları müstehabtır; çünkü o vakte kadar özürlerinin kalkabileceği umulur.

Bir kimse, cuma günü özrü bulunmadığı halde cuma namazını kılmadan öğle namazını kılacak olsa, bu namaz sahih olursa da, cuma namazını terk ettiğinden günaha girmiş olur. Fakat böyle bir kimse, daha sonra cuma namazını kılmak için daha cuma kılınmadan camiye yönelse kıldığı öğle namazı nafile yerine geçer. Cuma namazına ister yetişsin ve ister niyetinden vazgeçsin, ister geçmesin, Bu itibarla cuma namazına yetişemezse, öğle namazını yeniden kılması gerekir.
İki imam göre, gidip cuma namazına başlamadıkça, kılmış olduğu kılmış olduğu öğle namazı batıl olmaz.


Cuma için tekbir almak, yıkanmak, misvak kullanmak, ve güzel temiz elbiseler giyinmek, hoş koku sürünmek müstehabtır. Minarede ezan okununca da başka işlerle uğraşmayıp hemen camiye gidilmesi vaciptir. Cuma günü camiye erkence gitmek, iki rekat "Tahiyyetül Mescid" namazı kılmak Kehf suresini okumak veya dinlemek mendubdur. Camiye giren kimse, eğer hutbeye başlanmamışsa, başkalarını rahatsız etmemek şartı ile hatibe yakın yere kadar gidebilir, değilde bulabildiği yerde oturur. Fakat yer bulamaz ve ilerideki saflarda boşluk bulunursa, zaruret gereği bu boş yerlerden birine gidebilir.

Hatib minbere çıkınca cemaatin dinleyip susması, selamlaşmaması, nafile namaz kılmaması gereklidir. Öyle ki , hutbede Peygamber Efendimizin'in mübarek isimleri anılınca, cemaatin "Salat ve Selam" 'da bulunmaları ve dinlemekle yetinmemeleri daha faziletlidir. İmam Ebu Yusuf'dan rivayete göre, bu durumda gizlice Salat ve Selam getirilir.

Cumanın başlanılmış ilk sünneti, hatibin minbere çıkması halinde, namazın vaciplerine riayet edilerek hemen tamamlanmalıdır. Cuma namazını, hutbe okuyan şahsın kıldırması daha faziletlidir. Cuma namazı henüz bitmeden imama uyan kimse, bu namazı tamamlar. İmamı teşehhüdde veya sevih secdesinde bulsa da hüküm aynıdır. İmam Muhammed'e göre, ikinci rekatın rüküundan sonra gelip imama uyan kimse, cuma namazı değil öğle namazını tamamlar.



Abdurrahman Kasım TÖK

Kaynaklar: Diyanet, İlmihal, Hadisler

19 Mart 2016 Cumartesi

Yaratılışın Gayesi



Yaratılışın Gayesi                                                                         

Yüce Allah dünyayı yaratmasıyla birlikte ilk insan hz. Adem ve hz. Havva'yı yeryüzüne indirmiştir. Yaratılışın dünya alemi için başlangıcı olan bu dönem aslında insanlığın idrak etmesi gerektiği bir durum söz konusudur. Hz. Adem'in yaratılması ve insanlık soyu Allah'ın en büyük lütfu ve engin keremi sayesinde olmuştur. Bu itibarla insanoğlu kendi benliği ile günümüze kadar gelmiştir.

Allah yaratma konusunda ilk olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhunu yaratmıştır. Levh-i Mahfuz yaratılışın ve tüm alemlerin yazılı olduğu ana kitaptır. İnsan Allah'ın yaratmış olduğu  en üstün varlıktır. Yaratma hususunda Yüce Allah Araf suresi 179. Ayette şöyle diyor:

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ  لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ  اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta  daha da aşağıdadırlar.  İşte bunlar gafillerin ta kendileridir

Bu ayette rabbimiz yaratma konusunda cehenneme girecek insan ve cin topluluğunun yaratılışı üzerinde açıklama yapmıştır. Yaratılışın gayesini, amacını, maksadını anlamak için insan yeryüzüne gelme meselesini bilmeli ve bu hususta amaca ulaşmalı. Yeryüzü üzerinde bulunan tüm varlıklar Allah'ın bir yaratma delilidir.
Ayeti ve bu doğrultuda Allah'a iman etme ve ibadet şuurunu anlamak gerekirse yani onları cehenneme girmeleri üzere yarattım, ama bu ken­di iradeleri dışında bir zorlama neticesi değildir. Ancak Allah on­ların hayatları boyunca hak yolu hiç seçmeyeceklerini, kendilerini zorlayan bir şey olmadığı halde daima batıl yolda ısrar edeceklerini önceden bilmektedir. Bu itibarla Yüce Allah onları, cehenneme dalacak insanlar ve cinler olarak yarattı. Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyruluyor: "Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler,  bana ibadet etsinler diye yarattım".


وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
(Zariyat Suresi 55/56) 

Allah Teala, kainatı bütün varlıkları bir hikmet ve nizam ile yaratmıştır. Bu nizam bir gayeyi hedeflemekte olup yaratıcının bilinmesinin en önemli delilidir. Kainattaki nizam ve gaye, düşünce tarihi ile birlikte düşünen insanların dikkatini çekmiştir. Sokrat ve Çiçero gibi eski düşünürler kainattaki nizam ve gayenin yaratıcının delili olduğunu belirtmişlerdir. Varlıkların hikmeti ve nizamlı yaratılışı İslam düşünürlerinin de dikkatini çekmiş ve Allah'ın birliğine delil olarak kullanılmıştır. Bu delili "Hikmet ve inayet" olarak adlandırmışlardır.

Yaratılışın en yüce gayesi, Allah'a iman ve onu tanımaktır. Bütün noksan sıfatlardan ve en üstün sıfatlarla muttasıf olan Allah'ı, tanımak ve ona kulluk borcunu yerine getirmek, gönül huzurunun kaynağıdır.





Abdurrahman Kasım TÖK



Kaynaklar: Diyanet, İlmihal, Müslim, Tirmizi, Buhari

4 Mart 2016 Cuma

Hayırlı Cumalar Tahrim Suresi 6. Ayet - 04/03/2016 - Cuma Hutbesi


Hayırlı Cumalar


Tahrim Suresi 6. Ayet


يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ


Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.
O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır. 




Tefsir:
Yukarıda belirtildiği üzere Hz. Peygamber'in özel hayatından verilen örnek ışığında müminlerin aile sorumluluğuyla ilgili bir uyarı yapılmaktadır. 

Aile kapsamının kapsamı sosyal yapıya göre farklılıklar taşısa da buradaki ana fikir, bir müslümanın manevi mes'uliyetinin sırf kişisel hayatıyla sınırlı olmadığına dikkat etmesinin gerekliliğidir. 
Böyle bir sorumluluk anlayışının sadece manevi hedeflerle sınırlı kalmayan, sağlam bağlarla birbirine raptedilmiş bir aile yapısı ortaya çıkarması tabiidir. Ayette zikredilen ateşten maksat cehennem ateşidir.. 


28 Şubat 2016 Pazar

Allah Teala'nın En Büyük Emanetleri

En Büyük Emanetler Nedir

Bir emanet zayi etmeye ihanet denir. Bir şeyin hakkını vermemekte ihanettir. Dünyada en büyük emanet Allah Teala'nın emanetleridir. Bu emanetler, iman, ibadet ve güzel kulluktur. Yüce yaratıcının bir insandan yapmasını istediği bütün vazifelere ibadet veya kulluk denir. Rab'ine kulluktan kaçıp nefsine kul, dünyaya köle olanlar, temiz fıtratlarına karşı en büyük zulmü yapmaktadırlar.

Bu halleriyle onlar, Hakk'a karşı en açık ihanet içerisindedirler. Bu durumda olanların ilahi huzura çıkmadan önce tövbe edip kendilerini düzeltmeleri gerekir. Böylece yüce Allah'ın öfke ve azabından kurtulup af ve rahmetine ererler.


27 Şubat 2016 Cumartesi

Ahiretin Varlığı ve Levh-i Mahfuz'da Yazılı Olan Kader


Allah insanı işlediklerine mecbur etmez. İnsanı yapıp ettiklerinden sorumlu tutabilmek için, onun iradesi doğrultusunda hayatını icra etmesine fırsat verir.

Allah Teala kullarına hayrı da şerri de serbestçe seçecek ölçüde bir irade ve serbesti vermiştir. İnsan bu iradesiyle hayır ve şerden dilediğini seçebilmekte,kulun seçtiğini de Allah Teala yaratmaktadır. Kul iradesini bir şeye sarf ettikten sonra ister hayır ister şer olsun, Allah (c.c.) onu yaratmaktadır. İşte hayır ve şerrin Allah'tan  olması bu demektir. Ancak Allah Teala'nın şerre rızası yoktur. Bu itibarla kul cüz'i iradesini sarf ettiği işlerden sorumludur.

Allah Teala benim hakkımda böyle taktir etmiş diyemez. Çünkü Allah'ın ezeldeki ilim ve takdiri, O'nun cüz'i iradesini belli bir işe sarfını gerektirmez. Aksine Allah (c.c.) onun iradesini ne yönde sarf edeceğini ezeli ilmiyle bildiği için takdirini o yönde yapmıştır. Yoksa Allah öyle bildiği ve takdir ettiği için, kul iradesini o yönde sarf etmekte ve onu mecburen yapmakta değildir.

Allah kimin nasıl davranacağını bildiği halde birde sınav sonucu olarak kişinin sergileyeceği davranışların açığa çıkmasını dilemesi, bu sonuçların işleyenler tarafından da bilinmesi ve görülesi içindir.

İnsandaki sorumluluk duygusu da ahirette inanmayı zorunlu kılar. Yüce Allah insanı iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hayır ile şerri ayırt eden ve seçen bir varlık olarak yaratmış, seçiminden dolayı da sorumlu tutmuştur. İnsanın belli davranışlarından sorumlu olması bu sorumluluğunun karşılığını göreceği bir hayatı ve yurdu gerekli kılmaktadır.

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلاًۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ
اَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ

"Göğü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline! Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız"
(Sâd 38/27-28).






Mü'minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O'nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur. (Hadis-i Serif)
T.C Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)
CORPORATİON © 2016 İSLAM AKAİD